ErkanAydın.com yenilenen arayüzüyle yayına devam ediyor. Facebook ve Twitterdan takiplemeyi unutmayın!
İnsanı kuşatan sosyal ve fiziki çevrenin üçüncüsü zamandır. Zaman âlemin varoluşundan sona erişine kadar geçmiş, gelecek ve ikisi arasındaki “hâl” dediğimiz ânlardan ibarettir. Zaman; dehr, vakt ve ân gibi kavramlarla da ifâde edilir. İnsana verilen ömür sermayesi, ister nefeslerle sınırlı olsun, isterse vakitle belirlenmiş olsun, zaman idrâkinin cereyan ettiği en önemli alandır. İnsan, hayatı bir zaman ve vakit ölçüsü ile idrak etmektedir. Bu yüzden hayat, zamanı kullanma ve değerlendirme ameliyesi sayılabilir. Medeniyet tarihi yorumcuları medeniyetleri zaman ve mekân medeniyetleri olarak ikiye ayırmaktadır. Mekânı temel alan ve onu merkezine yerleştiren Batı medeniyeti daha çok somut ve sınırlı bir dünya kurmuştur. İslâm ise merkezine zamanı alan bir medeniyetin sahibidir. İslâm’da her şey zaman önceliklidir. İbâdetlerde de, günlük yaşantıda da bu böyledir. İslam’da ibâdet gün ve saatleri, iş ve mesâî vakitleri zaman öncelikli olarak programlanmaktadır. Namazda zamandır aslolan. Namazın vakti girmeden namaza âid mekânın…
Oruç, hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç tarihin dinamizmini de özünde gaybın bir üfleyişi gibi taşıyarak geldi. Mademki geldi, onu iyi tanımak gerek. Oruç, boş bir çerçeve olarak veya bir mevsim gibi sadece tabiatın bir parçası olarak gelmedi. Tarihin bir parçası olarak geldi. Dolu geldi. Kendindekini boşaltacak. Giderken de dolu gidecek. Dolu gitmeli. Her yılın orucu, büyük oruç kitabına, sabırla ve meleklerin üslubuyla işlenmiş bir sayfa bir yaprak gibi eklenir. Taşların, ağaç kovuklarının, toz zerrelerinin bile, en keskin bir hafızayla şahitlik yapacağı büyük hesap gününde, şüphesiz, Oruç Kitabı, en büyük şahitler arasında, dosyasında en çok belge bulunduran suç ve sevap araştırıcıları arasında görünecektir. Demek ki oruç çağımıza, göklere mahsus nişanlarla donanmış büyük ve yetkili bir şahit olarak geliyorlar ve geldi. Siz inanmayın ki, oruçta yalnız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar, oruç da acıkır. Çünkü oruç da canlıdır. Sizin gibi. Hatta sizden fazla… Çünkü onda ölümün…
BİRKAÇ SANİYE Mİ, BİRKAÇ SAAT Mİ? Bir tatil anı düşünün: Sonunda, birkaç saat süren yolculuğun ardından uzun süredir planladığınız tatile çıkmayı başardınız ve seçtiğiniz tatil köyüne vardınız. Tatil köyü çok kalabalıktı, sizin gibi tatile çıkan yüzlerce kişi vardı etrafta. Resepsiyonda tanıdık yüzlerle karşılaştınız ve hepsiyle selamlaştınız. Daha fazla vakit kaybetmeden deniz kıyısına inmek için acele etmeye başladınız. Hemen üstünüzü değiştirerek kumsala indiniz. Karşınızda harika bir deniz ve kumsal duruyordu. Hava ise gerçekten insanı bunaltacak kadar sıcaktı. Ve sonunda denize girip yüzmeye başladınız. Fakat yüzerken bir ses duydunuz: “Uyan! Saat 8 oldu!” Bir anda duyduğunuz bu sese hiçbir anlam veremezsiniz. Duyduğunuz sesle bulunduğunuz ortam arasında bağlantı kurmaya çalışırsınız, fakat ilk anda başaramazsınız. Sonunda yavaş yavaş gözlerinizi açıp uyanırsınız. Gözleriniz bulunduğunuz odaya alışıp da şuurunuz yerine geldiğinde rüya gördüğünüzü fark edersiniz. Gerçekten de çok şaşırırsınız. “Her şey o kadar gerçekti ki, ??keyifli bir yolculuk yaptım, masmavi denizi gördüm, çevremde bir sürü tanıdık…
Berat Gecesi, iman, ibadet ve düşünce bakımından kendimizi yenilememiz, geçmişimizi muhasebe, geleceğimizi planlama ve ümitlerimizi tazelememiz için önümüze konulan büyük bir fırsattır. Maddi ve manevi değerler dengesinin madde lehine bozulduğuna, manevi değerlerin erozyona uğradığına, bunun sonucu olarak da toplumda huzursuzluğun güvensizliğin ve tahammülsüzlüğün arttığına şahit oluyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, fertler arasında insani değerlerin önemsenmemesi, yıpratılması veya yok edilmesi toplumsal çürümenin habercisidir. İslam, insanın beden sağlığına önem verdiği kadar ruh sağlığına da önem vermektedir. Berat gecesini idrak eden herkes, Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki; “De ki, ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer-53) müjdesinin farkına vararak kendi özüne dönmeli, ümitlerini canlandırmalı, bağışlama ve bağışlanma duygularını güçlendirmelidir. Namazın önünde arınmak var. Arınmanın özellikle manevi boyutu demek olan “Hades’ten taharet” özenle üzerinde durulacak bir ilke. Namaz, şuurlu bir tarzda, ahidlerini yenilemek için Allah’ın huzuruna çıkmak demek. Allah Rasûlü (s.a.), “namazın evinizin önünden geçen ırmakta günde beş…